Download Free Templates http://bigtheme.net/ Websites Templates

VI Nolu Alan’ın kazılarına 1990 yılında başlanmış ve kerpiç duvarlar açığa çıkarıldığı için kazı alanı genişletilmiştir[1]. Bu alanda yapılan kazılarda payeler ile desteklenen büyükçe bir mekanın olduğu belirlenmiştir. Açığa çıkarılan anıtsal payelerden dolayı buraya “Payeli Salon” denmiştir[2]. Payeli salon olarak adlandırdığımız bu yapının tabanı sıkıştırılmış topraktandır. Sıkıştırılmış toprak doğrudan ana kaya üzerine koyularak düzeltilmiştir[3]. Payeli Salon olarak da adlandırılan bu geniş mekanın sıkıştırılmış tabanı güneye doğru eğim göstermektedir[4]. Tapınak alanında yapılan kazılarda kerpiçlerin yüzeylerinde dikkati çeken sıva izleri ikinci bir evrenin sıva izlerini taşımaktadır. Yapılan çalışmalarda Tapınak Alanı’nın yangın geçirdiği ve onarılarak tekrar kullanıldığı belirlenmiştir[5].

Salona ismini veren payelerin çevresindeki miğferler, demir ve tunç ok uçları, tunç kılıçlar, demir mızrak uçları, tunç kalkanlar, sadaklar, altın rozetler, altın varaklar ve benzerlerinin buluntu durumu payelerin üzerine asılmış olduklarını göstermektedir[6]. Kazılar sırasında ele geçen yanmış hatıllar birbirlerine ahşap ve bazı durumlarda demir çiviler ile kenetlenmiş olarak ortaya çıkarılmışlardır. Hatılların özelliklerine ve kullanım tekniklerine bakılarak başlangıçta saray veya toplantı salonu olduğu düşünülmüştür. Sözü edilen mekanın iki katlı olma olasılığı yüksektir. D 25a+b plan karelerinde daha yoğun olarak ortaya çıkartılan, ortalama 10 cm kalınlığında, içerisinde ince dal, saman ve parçalar halinde yongaların bulunmasından hareketle bu tabakanın mekanın dam örtüsü olduğu düşünülmüştür[7]. Ayrıca Payeli salonun kuzeyini sınırlayan kerpiç duvar üzerinde Dış kent ve Evsel Mekanlar’da olduğu gibi mısır  mavisi[8], kırmızı, kahverengi ve beyaz renkte boya kalıntılarının ele geçmiş olması bu duvarın farklı evrelerde boyandığını göstermektedir. Burada yan mekanlara geçişi sağladığı düşünülen, 2.70 x 1.20 x 0.90 m boyutlarında bir kapı açıklığı ortaya çıkartılmıştır[9]. Salondaki ikinci kapı 1.20 m. genişliğinde ve 0.14, 0.20 m. yükseklikte iki basamakla doğu duvarı üzerinde yer aldığı belirlenmiştir[10]. Kapı girişinde su mermerinden iki parçalı olarak eşik taşının kullanılmış olması payeli salonun önemini göstermektedir[11]. Ayanis Tapınağında, tapınak alanının ana giriş kapısının iki yanında, ortalarında birer delik olan, boyalı ve Ahşap Hayat Ağaçları’nı taşıdıkları düşünülen iki alabaster kaide de bulunmuştur[12]. Bunların tapınağın giriş kısmında bulunmuş olması, tapınağın girişten itibaren gösterişli, sanatsal öğelere sahip olduğunu gözler önüne sermektedir. Gösteriş ve ihtişamı, Tapınak Duvarı üzerindeki izlerden, kapı girişinin kuzey duvarında olduğu gibi mavi renkte boyalı olmasından ve daha birçok değerli buluntudan da anlamak mümkündür. Söz konusu kapı yangın sonrasında sıvanarak daraltılmış ve mavi boyanın üzerine krem renkli ikinci bir boyanın sürüldüğü belirlenmiştir[13].

            Kalenin en üst noktasında dinsel ritüel ile seremonilerin düzenlendiği 30x30 (35x35) m. ölçülere sahip tapınak alanı içerisinde, 1998 yılında kazılmaya başlanmış ve 2000 yılında açığa çıkarılmış “Susi Tapınağı/Cella’sı” bulunmuştur. Tanrı Haldi’ye adanmış Çekirdek Tapınak/Cella dıştan 12.45x 13.00 m., içten  4.58x4.62 m. boyutlarındadır[14]. Açığa çıkarılan bu çekirdek tapınağın etrafında on adet ve doğu ile batıda cella duvarına bitişik iki adet olmak üzere toplamda 12 paye ile çevrelendiği belirlenmiştir. Tapınağın önünde üstü açık bir avlunun olduğu düşünülmektedir[15]. Avludaki çekirdek tapınağın ve payelerin önünde ahşap porticoların tüm alanı çevrelediği belirlenmiştir[16]. Cella’nın kuzey ve güney duvarına bitişik biçimde ocakların olduğu belirlenmiştir. Bunlardan kuzeyde bulunan ocağın yanındaki kalkanda hiçbir zaman söndürülmemesi gerektiği yazılmaktadır[17].

Diğer bir yazıt tapınağın ön cephesindeki andezit taşları üzerine yazılmış olan Urartu yazıtıdır. Horhor krali mezar yazıtı ve Analıkız yazıtından sonra Urartu tarihinin en uzun yazıtı olma özelliğini taşımaktadır. Toplam 16 m. uzunluğundaki yazıt  Prof. Mirjo Salvini tarafından okunmuştur. Yazıta göre, Urartu kralı II. Rusa Hate, Muşki ve Asur ülkelerinden esirler almış ve Ayanis Kalesi çevresinde bir kent ve  bahçeler inşa etmiştir. Ayrıca Argişti oğlu II. Rusa tarafından bu Susi tapınağının inşa edildiğini, aynı zamanda Haldi’ye mükemmel bir kapı inşa ettirildiğinden de bahsedilmektedir.

Cella’nın duvarları iki sıra bazalt taşın üzerine yaklaşık 1.80 m. yüksekliğinde kerpiçle inşa edilmiştir[1]. Cella’nın kuzey kerpiç duvarı 4.0 m. yüksekliğe kadar korunmuştur. Kerpiç boyutları 0.51/0.52x0.12/0.13x0.35 m.dir. Bazalt duvardan kerpiç duvara geçişte löyfer olarak yassı taşlar ve ahşap hatıllar kullanılmıştır. Korunan kısımlardan anlaşıldığı üzere içteki ve dıştaki kerpiç duvarlar beyaz badanalıdır. Tapınağın iç duvarlarını çevreleyen üst üste iki sıra bazalt taşın ön yüzü oyularak (intaglio) içleri taş kakma tekniğinde yapılmış çeşitli tanrı, hayvan ve bitkisel motiflerle (hayat ağacı, cin, sfenks, arslan ve fantastik kuş) süslenmiştir.[2]

Olasılıkla kalenin kullanım dışı kalmasının hemen ardından, tapınağın güney duvarı tahrip edilerek Cella’nın içine girilmiştir. Bu durum Cella’nın güney duvarındaki ikinci taş sırasının tahribatında açıkça gözlenebilmektedir. Tapınak cellası içinde doğu duvarına bitişik durumda alabasterden yapılmış, üzerine insize olarak hayat ağaçları, aslan, kuş ve insan başlı kanatlı tanrılar çizilmiş bir platform vardır. İç kısmı kerpiç bloklarla yapılmış ve ahşap tahtalar üzerine yerleştirilmiş alabaster plakalardan oluşan ve tamamı 1.75x1.65 m. boyutlarında olan platformun in situ olarak korunan kısmı 1.20 x 0.75 m. ölçülerindedir. Platformun her üç tarafında da platforma ait olabilecek çok sayıda bezemeli alabaster taş parçası bulunmuştur. Tapınak Cella’sında tanrı tahtının veya heykelinin veya adak eşyalarının konduğu düşünülen platform, kapının karşısında ve doğu duvarına bitişik olarak yer almaktadır. Alabaster platformun üst yüzeyi, bir çok Urartu kemerinde gözlenen, metoplar içinde çeşitli fantastik yaratıklar ile süslenmiştir. Son derece özenilerek yapılan motifler taşın üzerine çizilerek işlenmiştir. Sadece bu özellikle bile Ayanis tapınağı arkeoloji dünyasında ünik olarak kalmaktadır. Platformun yan yüzleri de alabaster plakalarla kaplıdır. Plakaların üzerinde 2 sıra rozet deliği mevcuttur. Rozet delikleri siyah ve beyaz renkli taş halkalarla doldurulmuştur. Platformun ön yüzünde altın başlı bronz çivilerle tutturulan altın bir levhanın bulunduğu belirlenmiştir. Üzerinde 6 adet hayvan motifi yer alan bu altın levha tahribat sırasında sökülerek alınmış ve sadece üzerindeki hayvan izleri ile in situ durumdaki altın kaplı bronz çiviler günümüze kadar ulaşabilmiştir. Tapınağın içinde özellikle platformun olduğu bölgede erimiş, akmış ve tabaka halinde platform üzerine akmış zift kalıntıları bulunmuştur. Platform, tapınağın tahribatı sırasında yaklaşık olarak 4-5 cm. kadar tabanın içine çökmüştür [3].

 

Cella’nın kazılması sırasında çok az ahşap hatıl parçasının bulunması ilginçtir. Tapınağın üst örtüsünü anlamamız açısından önemli olan bu tür hatılların bulunamaması tahribatın boyutunu sergilemektedir. Tahribat sırasında veya sonrasında kapı milinin yer aldığı eşik taşlarının sökülmüş olması ahşap kapının zorlandığını göstermektedir. Cella’daki çalışmalarda taban döşemelerinin tamamı açığa çıkarılmıştır. Tabanda 0.48 x 0.52 m. boyutlarında 90 adet alabaster plaka taşının kullanıldığı anlaşılmıştır. Cella’da ortaya çıkarılan küçük buluntuların büyük bir kısmı bazalt duvara oyulmuş motiflerin dolgu kısımlarından oluşmaktadır. Bu buluntuların yanında çok sayıda bronz çivi, bronz çivili taş halka ve duvarları süslediği anlaşılan bronz plakalar ele geçirilmiştir[1].

Tapınak içinde ve dışında ele geçen 7-10 cm. genişliğindeki bronz parçaları Cella’nın iç duvarlarının ve tapınak dış kerpiç duvarlarının bronz şeritlerle süslü olduğunu göstermektedir. Kare planlı Urartu tapınaklarının dokuzuncusu olan Ayanis tapınağı, farklı bir anlayış ve teknik sergileyen ünik süslemesi ve en uzun tapınak yazıtıyla günümüze ulaşan en önemli örnektir. Tanrı Haldi’ye adanan Ayanis tapınağı plan bakımından kule tipli tapınaklar olarak adlandırılan Anzavurtepe, Körzüt, Yukarı Anzaf, Çavuştepe,Yukarı ve Aşağı Kale, Kayalıdere, Altıntepe ve Toprakkale tapınaklarına benzemektedir. Yukarıda sözü edilen Urartu tapınakları için genelde “kule tipli tapınak” tanımlaması yapılmış ve tapınak yüksekliğinin 18-20 m. yüksekliğe kadar ulaştığı ileri sürülmüştür. Bu özelliği ile Urartu tapınaklarının Musasir’de bulunan Khorsabad kabartması üzerindeki tapınaktan farklı olduğu ve bu nedenle Musasir tapınağının Urartu tapınakları için bir öncü veya analoji niteliği taşımaması gerektiği belirtilmektedir. Urartu ana yerleşim alanı içinde kazılan bir çok Urartu tapınağının Musasir tapınağı ile olan benzerliği Ayanis Kalesi buluntuları ışığında yeniden ele alınmak durumundadır. Ayanis Kalesi’nde ortaya çıkarılan tapınak ilgili yayınlarda “Payeli Salon” olarak adlandırılan bir yapının veya bir yapı kompleksinin parçası olarak içinde yer aldığı belirtilmektedir. Bu nedenle tapınağın içinde yar aldığı yapının dam yüksekliğinden daha fazla olması pek mümkün görünmemektedir. Yapının yüksekliğinin ne kadar olduğu kesin olmamakla birlikte hiç bir zaman 18-20 m.yi bulmaması gerekmektedir. Bu yükseklikteki bir yapıyı düşünmek yapı içindeki payelerin de bu yüksekliğe ulaşması anlamını taşımaktadır. Tapınağın içinde ve yakın çevresinde ele geçen düşmüş kerpiç kalıntıları 18.0 m. ulaşan kule tipli bir tapınak için oldukça azdır. Kazılar sırasında ele geçirilen ve 4.5-5.0 m.ye varan duvar yükseklikleri olasılıkla 10.0 m.ye kadar ulaşmakta ve bunun üzerinde çatı yer almaktaydı. Cella içinde duvar süslemelerinin ve su mermeri gibi çok çabuk tahrip olan malzemelerin varlığı ve duvarların beyaz badanalı olması tapınağın üstünün kapalı olduğunu net bir şekilde göstermektedir[2].



[1] Çilingiroğlu,- Derin, 2000: 398

[2] Çilingiroğlu,- Derin, 2000: 399


[1] Çilingiroğlu, 2001c: 41

[2] Çilingiroğlu,- Derin, 2000: 398

[3] Çilingiroğlu, 2001c: 42-43



[1] Çilingiroğlu, 1993: 433-434; Çilingiroğlu, 1994a: 42

[2] Çlingiroğlu, 1996b: 186

[3] Çilingiroğlu, 1993: 435

[4] Çilingiroğlu,- Kozbe, 1994a: 446- 447

[5] Çilingiroğlu, 2001c: 37

[6] Çilingiroğlu, 1996a: 365; Çilingiroğlu, Derin, 1998: 593-594

[7] Çilingiroğlu,- Kozbe, 1994: 447

[8] Ingo,- Çilingiroğlu,- vd. 2013: 4284; Mısır mavisi M.Ö. III. Binyıl içerisinde Mısır’ın IV. Hanedanlığında kullanıldığı için bu ismi almıştır. Urartu coğrafyasında şuan için en erken Erebuni’de (M.Ö. 780) sonrasında VII. yy.da Bastam ve Ayanis’de kullanılmıştır. Reindell, 2009: 533-534

[9] Çilingiroğlu, 1996a: 365

[10] Çilingiroğlu, 2001c: 38

[11] Çilingiroğlu, Derin, 1998: 593

[12] Baştürk, 2009: 125; Çilingiroğlu, 2001c: 38; Hayat ağacı olduğu düşünülen ve dinsel işlev taşıyan simgesel objeler kale içerisinde birçok yerde bulunmuştur. Bunların aynı zamanda dinsel seremonide de kullanıldıkları düşünülmektedir. Batmaz, 2013: 65

[13] Çilingiroğlu, Derin, 1998: 593-594

[14] Çilingiroğlu, 2004: 257; Çilingiroğlu, 2005: 31; Çilingiroğlu, 2006a: 75; Batmaz, 2013: 65; Ingo,- Çilingiroğlu,- vd. 2013: 4283

[15] Çilingiroğlu, 2004: 257

[16] Çilingiroğlu, 2005: 31

[17] Çilingiroğlu, 2007a: 265